Bilim kurgu adını verdiğimiz edebi akımın tarihi sanılandan çok daha eskiye dayanmaktadır. Bu alanda verilen ilk eserler Lukianos tarafından millattan önce yaklaşık ikinci yüzyılda verilmiştir. Yazar olmuş bir öykü adıyla çıkan kitap dünya dışındaki gezegenlere yapılan yolculukları anlatıyordu ve dönem filazofları ile alay etmek amacı ile yazılmıştı.
Bilim kurgu'nun sonraki durakları için uzun süre beklemesi gerekiyordu. Kepler'in Sombium adlı eseri ya da Voltaire'in Micromega adlı kısa öyküsü dünya dışına yapılan yolculuklar ve insanın farklı ortamlarda yaşayacağı maceralar ile ilgili önemli fakat bilimsel temelden yoksun birer ilk-adım denemeleri idi.
Öykü ya da roman olarak bu kadar geç tarihlerde ortaya çıkan bilim kurgu kendisini dini yazıtlarda çok rahat bir şekilde sergiliyordu aslında. İsrail'lilerin Golem'i yaratılmış bir canlıydı ve robot işlevi görüyordu. Temel olarak ölen bir insan vücudunun canlandırılması ve yaratılanın sahibine duyduğu kızgınlık bağlamında incelenirse Mary Wollstonecraft Shelley tarafindan 1816'da yazılmış olan Frankenstein romanı ile büyük paralellik kurduğu da gözlemlenebilir. Aynı şekilde Amerika mitolojilerinde görülen uzaydan gelenler de –ki daha sonra Erich Von Daniken ve takipçileri tarafından oluşturulan uzaylı incelemeleri akımına kaynaklık ederler- dinsel bağlamda da olsa ilk bilim kurgu örnekleri arasına girebilirler.
Modern anlamda bilim kurgu’nun ortaya çıkışında bazı klasik yazarların rolü yadsınamaz. Jonathan Swift , 1726'da yayimladigi "Gulliver'in gezileri"nin üçüncü cildinde açıkça bu konuya eğilir.Cüceler ve devler ülkesinden sonra Gulliver’in gittiği üçüncü ülke uçan kaleleri ve teknolojik eğilimleri ile Frankenstein ile beraber hem bilimkurgu hem de steam punk adlı alt kültürün ilk başlangıcı sayılabilirler. Micromega bu bağlamda fantastik kurguya bilim kurgudan çok daha yakın olduğu için modern incelemeler arasında yer almaz.
Modern bilimkurgunun babası sayılan Jules Verne’ye geçmeden önce ilk ortaya çıkan akım olan Steam Punk’tan bahsetmek istiyorum. Tabi ki asıl amaç şu anki adını almış olan bilim kurgu yazmak değildi; daha çok insanları eğlendiren maceralara sokmayı amaçlayan bir türdü. Basit olarak bakılırsa geçmişte geçen, o çağın teknolojisinin çok üstünde teknolojik ve bilimsel icatlar kullanılan macera romanları idi steam punk. Tür yüz yıldan eski olsa da adı birkaç on yıldır; syber punk akımının çıkması ile kendisine bahşedilen bu türün kökeninde sanayi devrimi yatar. İnsanların kaldıramadığı kadar hızlı gelişen sanayileşme sürecinde bazı hayal gücü yüksek yazarlar (Jules Verne, H.G. Wells vs..) bu türü ortaya çıkartmışlardır. [Klasik steam punk’ı burada kesiyorum, modern steam punk 60 sonrası akımda incelenecek]
Jules Verne bilim kurgu türünün en çok saygıyı hak eden yazarları arasındadır. H.G.Wells ile birlikte bilimin ve yüksek teknolojinin hakim olduğu –bazı durumlarda da istisnai zeki beyinlerin ürünü olduğu- kitaplar yazan yazarların öncüleri ve hayal gücü en kuvvetlileri arasındadır. Denizler Altında 20.000 fersah, Aya Seyahat gibi kitaplarda geleceğin teknolojileri önceden anlatılır. Jules Verne bu açıdan 20. yy’ın Da Vinci’sidir.
Diğer büyük klasik ekol dönemi üstadı ise Wells’tir. Wells hem insan psikolojisi hem de teknolojiyi yapıtlarında birleştiren ilk ustalardandır. Görünmez Adam, Zaman makinesı gibi yapıtlarında döneminin –ve hatta bizim dönemimizin- üstü bir teknolojiyi ele almakla kalmayıp eline geçen gücü kullanan insanların kişiliğindeki güç arzusu temelli değişimleri de ele alır; bu tarzın en güzel örneği de görünmez adamda kendisini belli eder. Aynı zaman ve ekolün temsicilerinden öenmli bir kitap da Dr Jekyll ve Mr Hyde’dır.
Bilimkurgu ikinci ana sıçramasını Birinci Dünya Savaşından sonra yapmıştır. Uçaklar ve nükleer araştırmalar, artık evrene açılabilmenin hayal değil, sadece zamanını bekleyen olacak bir olay olduğunu ortaya çıkartınca bilim kurgu da insanın özündeki en önemli soruya, dışarıda yalnız olup olmadığımıza, uzayda neler olabileceğine odaklanmıştır. Fantastik kurgu ile birlikte gelişen bu akımın öncüleri iki tarafta da sınıflandırılan Robert E. Howard’ın Conan adlı eseri ve H.P. Lovecraft’ın Cuthulhu mitoslarını oluşturan öykülerdir. Conan’daki büyücüler ve benzer güçleri olan zeki adamlar hayvanlara zeka kazandırmaya ya da boyutların ötesini araştırmaya çalışırken Lovecraft’ın eserlerinde uzaydan gelen canlıların gelişmiş uygarlığı hakkında bilgiler verilmekte; farklı hayatların dünyanın geçmişini nasıl değiştirdikleri anlatılmaktadır. Deliliğin Dağlarında bu açıdan Lovecraft hikayeciliğinin temelini oluşturmaktadır.
Howard, Lovecraft gibi yazarlar bilim kurgunun en hızlı yayıldığı dönem olan Pulp akımı zamanına rastlar. Bu ucuz dergiler herkesin alabileceği fiyatlarda çıkıp, o dönemde edebi akıma yön veren insanların göz ardı ettikleri hayalgücü konsuna odaklanan iyi – kötü bütün yazılara yer vererek fantastik kurgu, bilimkurgu ve çizgiroman türlerine altın yıllarını yaşatmışlardır.
Altmışlı yıllara geldiğimizde İkinci Dünya Savaşı sonrasında atom bombası ve uzay teknolojilerindeki gelişim bilimkurguya yön vermeye başlamıştır. Bilim’in temel alındığı bu türde uzay çağı teması baş tacıdır. Uzaya yapılan seferler, farklı türlerle tanışmalar, aya ve diğer güneş sistemi gezegenlerine yolculuklar/yerleşmeler gibi temalar artık bilimin ışığında oluyor; hatta bilimkurgu bilime yol gösteriyordu. Bu akımın en ünlü yazarı Arthur Clarke Rama ve 2001 bir Uzay Yolculuğu serilerinde bilimsel gelişmelerden feyz alan ve bazı noktalarda ona öncülük eden –haberleşme uyduları vb… teknolojilerin geliştiricisi Clarke’tir- yazımı ile bu iki tür arasındaki bağı kurmuş ve bilim kurgu ismine kaynaklık edenlerden birisi olmuştur.
Aynı yıllarda ikinci ana kol da gelişmeye başlamıştı. Utopya, Güneş ülkesi gibi eserler ve Marxsizm’e yanıt olarak ortaya çıkan Anti-Ütopya türü insanlığın tek noktaya yönelmesi, sınıflandırma, globalizm, kapital çıkar çatışmaları gibi döneminin önemli sorunlarına da cevap niteliğindeydi. Zimyadin’in biz eseri, Orwell’ın 1894’ü, Delany’in klasikleşmiş şaheseri Triton bu akımda günümüze kadar öne çıkan yapıtlardır. Tek birey gibi davranan, medya ve devlet gücü sayesinde hafızasını kullanamayan, boyun eğmiş modern kapital bireye ve savaş&çıkar ilişkisi ile doğan Dünya Savaşı sonrası düzene Baby Boomers adı da verilen savaş sonrası çocuklarının tepkisiydi Anti Ütopya. 68 kuşağı ve çiçek çocuklar, pasifist anarşizm gibi temelleri kendisine mal eden bu türün en ünlü ismi ise Mülksüzler ile şüphesiz Ursula K. LeGuin’dir. O sadece sınıfsız bir toplum isterken aynı zamanda bunun da yol açacağı zararları anlatmaktan çekinmeyen bir anarşisttir ve psikolojik bilim kurgu türünün en büyük ustalarından birisidir. Bu zaman diliminde Rusya’da ortaya çıkan değişmelere de değinmek gerekir. Altın Çağ olarak adlandırılan 50’li yıllarda yılda binlerce kitap gibi inanılmaz sayılarda gelişen Rus bilimkurgusu tamamen teknik gelişmelerle paralel ilerliyor ve Soğuk Savaş etkisi ile uzaya açılıyordu. Bu durum insan psikolojisi temelli yazıları ile Stalinslaw Lem ve İssac Asimov tarafından değiştirilmiş ve topluma bakış açısı, insanlık kavramı ve robot-insan ilişkileri temel alınan yeni bir yere doğru itilmiştir. Asimov’un Üç Robotik Kuralı ve Lem’in Solaris’i “insan” kavramının ne olduğunu sorgulayan aykırı yapıtlardır. Bu konu ile ilgili incelenmesi gereken yazarlardan birisi de Blade Runner ile Philip K.Dick’tir.
Günümüze gelindiğinde bilim kurgunun bakış açısındaki tarihsel değişimi gözlemek zor bir olay değildir. Bilimin her şey olduğu dünyada kendisini kaybeden bireylerin yaşamlarını anlatan, bilimsel boyutu yerine psikolojik boyutu ile işin ilgilenen yazarlar bilim kurgunun tacını elde etmişlerdir. Aşırı teknolojik yaşam, toplumdan kopuş, teknolojinin her alanı ele geçirmesi gibi konular yüzünden paranoyaklaşmış ya da yalnızlığın pençesinde olan insanları anlatan sosyal-psikolojik yazım tahtı ele geçirmiştir. Hala yazım hayatını sürdüren LeGuin, aramızdan ayrılmış olan Asimov ve Clarke gibi isimler bu yeni türün hem kurucuları, hem de en ünlü temsilcileridir. Fakat siber punk ve steam punka da ilham kaynağı olmuşlardır.
Siber punk ve (modern) steam punk akımları için post modern bilimkurgu terimini kullanabiliriz. Artık bakış açısı evrenin sonsuzluğundan ve galaksiler arasındaki yaşamın çekiciliğinden bu yazılanların gerçekleşmeye başlaması yüzünden insanın kendisine kaymıştır. Gothe’nin ünlü lafı “insan, insanın ölçüsüdür”de görebileceğimiz gibi sosyo-psikolojik yaklaşımlar ile yoğrulan modern teknolojik hayatın problemleri kendi içimize, ruhumuza ve toplumumuza, onların alabileceği şekle göz atmamız zorunluluğunu doğurmuştur. Siber Punk bu amaçtan yola çıkar; internetin yarattığı kişilik kaymaları, devletlerin gözetimindeki insanların paranoyaları gibi konuları ile alır. 70’li yıllarda ortaya çıkan John Brunner’ın Şok Dalgası Süvarisi ya da Harry Harisson’un Paslanmaz Çelik Sıçan adlı kitaplarında kendisini bulan siber punk günümüzde Tad Williams’ın başyapıtı Otherland serisinde olduğu gibi mitoslar, internet, harcanabilir yaşamlar ve gelecek tasarımları arasında yol almaya çalışan kompleks bir edebi türe dönüşmüştür.
Türkiye’de bilimkurgu
Maalesef sanayi devriminin geç ulaşması edebi bakımdan da Türkiye (ve Osmanlı tabi ki) tarihinde onarılmaz kayıplara yol açmıştır. Modernizmin getirisi olan bu tür yurt dışındaki tarihinden yüzyıllar sonra ülkemize gelebilmiştir. Fakat gene de edebi açıdan olmasa da türün yaygınlaşması açısından önemli yazarlarımız mevcuttur. Bunları liste ile vermek gerekirse;
Zühtü Bayar = Geyşa Android Şirketi, Tutuklu Bilinç ve bilim kurgunun tarihçesini inceleyen, maalesef şu anda bütün aramalarıma rağmen bulunamayan bilim kurgu ve gerçeklik adlı kitapları.
Atılgan ve Nostoramo bilim kurgu dergileri.
Türk Bilim Kurgu Öyküleri (Özlem Alpin Editörlüğünde) = Öykü Antolojisi
Mehmet Emin Ari = Öykü Yazarı
Müfit Özdeş = Metis Bilim Kurgu serisinin tek Türk yazarlı kitabı olan Son Tiryaki adlı bilimkurgu öyküleri kitabının yazarı.
Memo Tembel Çizer = Feykel Beşer adlı lombak dergisinde yayınlanan çizgiromanı ile ilk türk Steam Punk serisini oluşturmuştur.
Fatih Çatallar = Dönüşüm (1995 ) ve Evrenin Kapisi ( 1997 ) adlı eserleri vardır, Hawking gibi ünlü bir profesörün ön söz yazdığı ve dünya litaratüründe kabul gören ilk Türk bilim kurgu eserlerinin sahibidir.
Mehmet Acar = Anarşik Rehavet adlı bilim kurgu öykü kitabı vardır.
Özlem Kurdoğlu = Son Cephede Şafak adlı kitabı yazmıştır.
Evren İmre = Kıyamet Sirki’nin yazarıdır.
Ölümsüzler = Xasiork yayınevinden çıkan öykü antolojisi.
Doğu Yücel = Düşler, Kabuslar, Gelecek Masalları
Uzayda iki Türk Çocuğu = Hadi Besleyici
Haldun Aydıngün = 2000’li yılların öyküleri.
« önceki yazı Sanatta ufo |
sonraki yazı » Uzay Savaşları |
Ek...
Anti-ütopya alanında dört (yazıda ikisi geçiyor zaten) ana eser şunlardır:
Tarihler önemli çünkü bu eserlerin tarihlerini bilmeyenler hep kimin kimden etkilendiği tartışır durur.
Daniken benim nazarımda bilimkurgu ile de bilim ile de bağdaştırılamayacak, insanların inançlarını sömürerek para kazanmaya çalışan "modern dünya vaizi" olduğu için kategorilendirmeye alınmamıştır.
Zaten değerinden emin bile olsak parapsikolojik tarih araştırması dalına girer yaptıkları bilimkurgu değil.
İLgilenenler için kendisini destekleyen ya da yalancı olarak gören toplam 12 yazarın ortak yazdığı daniken duruşması adlı eski bir kitap bulunmaktadır.
Bilimkurgu,adıyla uygun,bilimle ilgili bir terimdir.
Film olsun,edebiyat olsun ,konusu bilime dayanır.
Bu yüzden bilimkurgu roman yazarları ya doğrudan
ya da dolaylı olarak bilimle ilişkili kişilerdir.Film yönetmenleri
ise senaryolarında bu kişilerin desteğini alırlar.Bilimkurgu konulu eserlerin ezici çoğunluğu,bilimsel yönden ilerlemiş toplumlardan çıkmıştır.Yazarlar,yüzyılların birikimini özümsemiş kişilerdir.Azgelişmiş veya bilimsel yaşama
sonradan katılan toplumlarda bilimkurgu eser sayısı
oldukça azdır.Bunların da kalitesi diğerleri ile boy ölçüşemez.
Hatta çoğu taklittir.
Bilimkurgu yazarken bilimsel gelişmelerle ilgili konuşma zorunluluğu yoktur. Ursula LeGuin'in bazı kitapları bilimkurgu olmalarına karşın bir iki uzay mekiği dışında bilimden bahsetmezler..
Ayrıca bilimkurgu geçmişte geçen, bilimle uzaktan yakından alakası olmayan eserler de olabilir, Roy Lewis'in efsane eseri Evrim Adamı'ında bilimin ulaştığı son nokta bir ok ve yay takımıdır fakat sonuna kadar bilimkurgudur.
İ.ASİMOV İÇİN BİR ELEŞTİRİ
İ.Asimov’un ,Vakıf Dizisi (Foundation series)olarak adlandırılan 6 adet kitabı vardır.
Benim izlediğim kaynaklara göre okunma sırası şöyledir: www.vavatch.co.uk/books/asimov
1-Prelude to Foundation (İmparatorluk Kurulurken)-Altın Kitaplar Yayınları
2--Foundation (İmparatorluk)- Altın Kitaplar Yayınları
3-Foundation and Empire (Altın Galaksi)- Altın Kitaplar Yayınları
4- Second Foundation (Gizli Tanrılar)- Altın Kitaplar Yayınları
5- Foundation's Edge (Galaksi Çöküyor)- Altın Kitaplar Yayınları
6- Foundation and Earth (Vakıf Ve Dünya)-İnkilap Kitapevi Yayınları
Bu arada kitap ve filmlerin orijinal adlarının yerine niçin başka adlar kullanıldığını hiç anlamadım.
Asimov,içinde bulunduğumuz Samanyolu’nun tümünü yöneten bir Galaksi İmparatorluğu ile olayları başlatır.
Başkent, Trantor adlı dev bir gezegendir ve galaksideki milyonlarca gezegene hükmetmektedir.
İmparatorluk , gücünün doruk noktasındadır.
İşte ilginç olan taraf ta buradadır.
Zira olayların başladığı bu zaman dilimi, aslında çok eski bir tarihtir.
Bütün bunlardan sonra ,anlatılan öykülerin günümüzden nekadar uzak zamanda olduğunu düşünün.
Olayların gelişimi boyunca İmparatorluk’un çökme süreci devam ediyor.
Bu arada Terminusadlı ufak ve uzak bir gezegende insan sayısı az olan bir toplum göreve başlıyor.
Bu toplum ,bin yıl sonra oluşacak olan yeni bir imparatorluğun çekirdeğidir.
Herşey, Hari Seldon adlı bir matematik profesörünün psiko-tarih(Psychohistory ) adlı kuramına göre(Hari Seldon's plan)gelişecektir.
Psiko-tarih;insanları geniş kitleler olarak ele alarak,geleceğe dönük olayları matematik formüller halinde düzenlemektir.
Bu kuramı bilmeyen Terminus toplumu belirli bilgilerden yoksun olarak plan gereğince süreci başlatacaktır.
İmparatorluğun çökmesi boyunca binlerce yıldız sistemlerinde bağımsız krallıklar oluşuyor,bilim unutuluyor.
Eleştirim sosyal kurumlar üzerine olacak.
Herşeyden önce,Asimov,günümüzden milyonlarca yıl sonra bile bir imparatorluk olabileceğini öngörmektedir.
Oysa imparatorluk olgusu 20.yüzyılda yok olmuş,yerini bağımsız devletler almıştır.
Kan bağı ile nesiller boyu hükümranlıklarını sürdüren insanların yönetim yetkisi ya yok olmuş,ya da sembolik hale gelmiştir.
Bu tip kurumların yeniden kurulması için hiçbir belirti yoktur.
Üstelik bütün bu olaylar,Asimov’un yaşadığı yıllarda bitmiş bulunuyordu.
Terminus toplumunun gelişim sürecine gelince:
Asimov,bu süreci de Avrupa toplumlarının gelişim sürecine özdeş tutarak anlatıyor.
Avrupa’da feodal toplumun tarıma dayalı üretimi uzun yıllar sürmüştü.
Sonra başlayan ticari ilişkiler,bilimlerin ilerlemesi ile sanayi devrimine dek uzanmıştı.
Feodalite içinde etkili olan din,sonradan yönetim katında etkisini kaybetmişti.
Asimov’un Terminus toplumu da benzer süreçleri tekrarlıyor.
Komşu gezegenlerdeki feodal krallıkları, tamamen yapay olarak oluşturulan bir din etkisi ile yönetimine katıyor.
Sonra ticaret ile egemenlik alanını genişletiyor.
Eskiden var olan,şimdi unutulan teknolojik bilgileri devreye sokarak galaksinin büyük bölümünü eline geçiriyor.
Teknoloji ve bilimsel bilgilerin unutulması ayrı bir eleştiri konusu.
Ancak,yazarın psiko-tarih dediği gelişim planı da toplum bilimine aykırı bir olgudur.
Tarihte hiçbir toplum, önceden kararlaştırılmış bir formule göre gelişim göstermemiştir.
Önceden kuram haline getirilmiş pekçok ekonomik ve sosyal tasarımlar öngörüldüğü gibi sonuçlanmamıştır.
Sosyal bilimlerden biliyoruz ki her toplum, sosyo-ekonomik gelişimini ,çağına,coğrafi konumuna ve mevcut alt yapısına göre sürdürür.
Oysa Asimov, dünyamızın bir bölümü ve bir zamanındaki alt ve üstyapı ilişkilerini, bundan milyonlarca yıl sonrasında da tekrarlıyor.
Bütün bunlara rağmen,bu kitapları birkaç kez zevkle okudum.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.
Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.