Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan hafif.org'da: "Geleceği Gösteren Harita"



Philip K. Dick
Philip K. Dick
Bilimkurgu sevenler arasında geniş bir hayran kitlesine sahip olan, Blade Runner, Minority Report ve A Scanner Darkly gibi filmlerin yazarı Philip K Dick'in hayatı 2008 yılında vizyona girecek olan bir filmle beyaz perdeye aktarılıyor. Paul Giamatti'nin de kadrosunda olduğu film hakkında henuz fazla bilgi açıklanmıyor.

Spacer
  • yamuk bey
  • 12 yorum var
  • 13 Kasım 2006 13:11

Yorumlar

umalım da a scanner darkly rezaletinden sorumlu yönetmen üstlenmesin. ilginç bir yaşantı kötü yönetimle heba olmasa bari.

ne olursan ol yine gel. punktab@sosyomat

richard linklater kötü bir yönetmen değil aslında. ben çok severim mesela :) waking life'ı düşünürsek, a scanner darkly'i en iyi çekebilecek kişilerin başında geliyordu bence hatta, ama olmadı. sinemaya kolay aktarılacak bi kitap da değildi karanlığı taramak.

linklater'ın nasıl bir yönetmen olduğuna dair pek bir fikrim yok, waking life'ı izlemedim. ama sin city'nin yaptığı sükseden dolayı benzer bir yöntem kullanarak bu filmi kotarmak da çok makul bir hamle değil. bu bir yenilik değil, ucuz bir numara. sinema adına da pek bir şey göremedim. linklater'dan daha iyi çekebilecek pek çok isim de sayılabilir.

ne olursan ol yine gel. punktab@sosyomat

:)
sin city (2005)
waking life (2001)

sizin öneriniz kim olurdu?

pkd cok sevdigim ve saygi duydugum bir isim evde kitaplarını filmlerini biriktiririz.
Scnanner Darkly'i de merak ediyorum. Ama pkd gibi siradisi bi adamin hayat hikayesinin filminin en az romanlari kadar ilginc olacagini dusunuyorum

hm sanırım rezil olduğuma göre asıl derdimi açıklayabilirim. ne waking life'da ne sin city'de ne de a scanner darkly'de kullanılan tekniği anlamlandıramıyorum. rezalet olarak nitelediğim durumun büyük kısmını bu oluşturuyor.

ne olursan ol yine gel. punktab@sosyomat

sevgili @punktab, bence rezil olmamışsınız. Ben şöyle bir saptama da bulunayım. Waking life 2001 yapımı, Sincity 2005, ama scanner darkly (2006) hemen arkasından geldi. Waking life 'ı duymuştum, hatta şimdi bağlantıya tıklayınca da hatırladım, lakin izlemedim.
Scanner Darkly(2006) , bence de büyük bir hataya düşmüş durumda. Hemen Sin city'nin arkasında geliyor olması ile.
İlk duyduğumda, (yönetmeni tanımadığım için) "Keanu Revees böyle bir hataya nasıl düşer yahu" demiştim kendi kendime. Çünkü yapım olarak çok benzer durumdalar. Ve alışagelmemiş bu yapım şekli kısa süreli tekrar ile karşımıza gelince, direkt olarak bir antipati yaratıyor bence.

kitabı okudunuz mu bilmiyorum ama ana kahraman genelde "psychedelic experience" etkisinde olduğu için filmin bu şekilde yapılması cuk oturuyor bence. kaldı ki sin city'den 1 yıl önce the polar express var. ayrıca hem sin city'de hem de polar express'de kullanılan teknikler waking life ve a scanner darkly'deki tekniklerden farklı. richard linklater çektiği filmlerin üzerinde rotoscoping adı verilen bir teknikle değişiklik yapıyor ki bu tekniği kullanan bir sürü kişiden biri.

İlk duyduğumda, (yönetmeni tanımadığım için) "Keanu Revees böyle bir hataya nasıl düşer yahu" demiştim kendi kendime.

ben de ilk duyduğumda richard linklater böyle bir hataya nasıl düşer demiştim kendi kendime, keanu revees'in neo hareketlerini düşünerek :)

karakterin psychedelic experience durumunda olduğu aşikar, ama ben bir sinema filminde (sinema filmi olduğu söylenen bir filmde) bu etkinin yönetmenin kullandığı sinema dili, anlatım yöntemleri ile aktarılmasını yeğlerim. terry gilliam "fear and loathing in las vegas" filminde bu tarz deneyimleri kendine has görüntüleri ve karanlık mizah anlayışı ile yaratmıştı, açık konuşmak gerekirse gilliam'ın yöntemi benim karakterlerle özdeşleşmemi, karakterleri anlamamı, filmi kavramamı ve başlı başına bir deneyim yaşamamı sağlamıştı. alex proyas dark city filminde karşımıza çizgi roman kıvamında, karanlık bir dünya sundu, ama bunu yaparken sinemanın bir kenara atılamayacak ögelerini de korudu, sinematografi'nin temel taşlarına inandı, onlara güvendi, onlara sığındı. tekniğin herşeyi mümkün kıldığı bir dönemde bir çok yenilik yapıyor, ama bir hikayeyi bu şekillerde filme almak kolaya kaçmak gibi geliyor. bu tarz bir anlatım deneyimi basitleştirerek daha fazla izleyiciyi garantiliyor, bu da bir gerçek. ridley scott'da bir pkd filmi çekti, john woo da, gary fleder da. hepsi kendi tarzlarını gösteren, yaklaşımlarını ortaya çıkartan birer dil kullandı. ridley scott bize anlattığı alternatif dünyanın karanlığını gösterdi, woo da kendi macera ve hareket yaklaşımını sergiledi, gary fleder de alışkın olduğu tv izleyicisini de genel izleyicinin içine katacak olan, daha basit ama etkili bir anlatım kullandı. bunların hepsi pkd'nin hikayeleriyle örtüşüp onları zenginleştirdi, daha fazla kişiye ulaştırdı ama rotoscoping tekniğinin saykedelik deneyimi aktarma konusunda yetersiz kaldığını ve ticari bir amaç güttüğünü düşünüyorum, kaldı ki temel olarak bir canlandırma tekniğidir. rotoscoping tekniği bana göre hepten mi anlamsızıdır? belki öyle belki değil. benzer bir deneyim yaratmanın başka yolları varsa şahsen ben gerçek olanları seçerdim, melez bir deneyim yaratmazdım. bütün bunlar bir yana, philip dick'in sevdiğim bir hikayesinin bu şekilde filme alınması beni ciddi anlamda üzdü ve üzülen pek çok izleyici tanıyorum. ve eminim ki daha niceleri var.
bu arada yazıyorum ama doğrudan cevap verdiğim belirli bir yorum yok, oturmuş cevap yetiştiriyor gibi görünmeden, aklımdakileri tam olarak anlatmaya çalışıyorum, umarım bu sefer başarılı olmuşumdur. rezil olma konusuna gelince, latife ettiğim pek belli olmaz, bazen smiley yapmaya elim varmıyor.

ne olursan ol yine gel. punktab@sosyomat

hmm sevgili @yamukbey, bence normal seyirciyi düşümeksizin vermişsiniz polar ekspres ve sincity örneğini. Ne yazık ki nasıl net ve bilgisayar aleminde "son kullanıcı" diye tabir edilen bir kesim varsa sinema izleyicisi için de olmalı bu genelleme bence. Çünkü bahsettiğiniz teknikleri kaç sinema izleyicisi biliyor, ayrıca Polar Ekspres genel bir kanı ile çocuklara hitap ediyor. Oysa Sincity öyle değil. Sırf bu nedenle onları aynı kulvara koyamıyorsunuz normal izleyici gözünde...

söylediklerinize genel olarak katılsam da linklater'in filmi bu şekilde yapmasının ardında izleyici kaygısı olduğunu sanmıyorum.

filmin çekildiğini ilk duyduğumda kurgunun belkemiğini oluşturan karma elbiseyi nasıl yansıtacaklarını merak etmiştim. hayalgücümle kafamda bi şeyler oluşturmak bile zor geliyordu.
film, fazla yüksek bütçeli bir film değildi maalesef. özel efektler için ayırdıkları paranın fazla olduğunu sanmıyorum. karma elbiseyi bu bütçeyle en iyi bu şekilde benzetebilirlerdi sanırım, zaten yönetmenin sahip olduğu bi teknolojiyi kullanarak.

diğer pkd filmi yapan yönetmenlerin kendi tarzlarını filmlerine aktardığını söylemişsiniz, bence linklater da bu konuda geri kalmamış. uzun uzun diyaloglar oldukça fazla filmde. metinler daha güçlü olabilirmiş gibi geliyor insan izleyince, ama pkd ile karşılaştırdığımız için böyle geliyor sanki.

uzun konuşmalardan sıkılmıyorsanız waking life'ı da izleyin mutlaka. pkd'ye de dokunuyor filmde işin ucu.

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Bu Site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

Son Yorumlar

coktutulan

RSS & Pillikutu