
Film, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için 16. yüzyıl kaşifi, günümüz bilim adamı ve 26. yüzyıl astranotu olarak, sonsuz yaşamın sırrını arayarak, binlerce yıl çabalamasının güçlüklerle dolu uzun serüveni beyazperdeye aktarmaktadır. Aşk, mücadele, fedakarlık, yeniden doğuş, ölüm ve ölümsüzlük gibi çok değişik kavramları içinde barındıran yapım, birbirinden farklı üç ayrı zaman diliminde geçer.
Çekimleri yılan hikayesine dönen film için yönetmen Aronofsky çok zaman ve emek harcamış. Bu filmi çekmeyi takıntı haline getiren yönetmen, film çekimlerine tam başlamak üzereyken projeden ayrılan Brad Pitt’e rağmen yılmadan ve yıkılmadan filmini tamamlamayı başarmış hatta film öncesinde grafik çizgi romanını bile yayımlamış.
Her ne kadar Venedik Film festivali gösteriminde bazı izleyiciler tarafından yuhalandığı söylentileri ortalıkta dolaşsa da, içinde barındırdığı görsel öğeler bakımından çok başarılı olduğu pek çok sinema eleştirmeni tarafından şimdiden kabul edilmiş.
Bağımsız filmlerin yönetmeni Aronofsky’nin büyük bütçeli bu yapımında inanılmaz güzellikteki yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük ve romantik aşk hikayesinin anlatıldığı yapım, muhteşem görsel zenginliği ile hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak gibi görünüyor.
« önceki yazı bilim kurgu filmleri ve imdb'ye göre top 10 |
sonraki yazı » Bilim Kurgu Aletleri |
İlgili siteden fragmanı izledimde, gerek konusu gerek kadrosu ile bayağı sarsıcı ve kafa karıştırıcı gibi gözüktü.
Ümid ediyoruz beklentilerimiz boşa çıkmaz.
film hakkında bir sürü laf edilmiş toronto film festivalinden sonra lakin izlememek için bir neden göremedim ben, merakla bekliyorum.
ah rachel, mumya da hayran olmuştum sana.
Bu arada Hugh Jackman'ı benden başka Clint Eastwood' a benzeten var mı acaba ?
Fragmanı her izleyişimde filmi izleme isteğim artıyor sanırım..
Clint Eastwood ve Jackman duruşu havası açısından biraz ama fiziksel olarak benzetemedim ben pek...
hele şükür diyorum, beklediğimize de değecek gibi görünüyor.
The Fountain, öncelikle görselliği ve müzikleri ile etkilendiğim filmlerden biri oldu. Fakat yönetmeninin daha önceki iki filmini de (Pi ve Requiem For a Dream) izlemiş biri olarak filme türlü türlü egzantirik göndermeler yapamayacağım. Sanki 10 saatlik bir filmi montaj masasında 96 dakikaya indirmişler gibi hissettim. Bende o kopukluk hissiyatını derinden yaşadım.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.
Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.