Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan hafif.org'da: "Çilehane"



\

Gora ile "Dünyayı Kurtaran Adam" ve
Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu
filmleri için ne kadar çok şey söylenmişti. Onlarla beraber Uçan Daireler İstanbul'da Filmi nedense hiç anılmaz.

\

Bana Kalırsa gerçek anlamda ilk bilim-kurgu denemesi Kavanozdaki Adam'dır. Dizide bir beyin nakli sonrasında gerçekleşen olaylar kritik edilir.

Yoksa bilim-kurgu filmi yapalım derken, tamamen komedinin uzaylı versiyonlarını Türk filmi olarak mı icra ediyoruz?


Spacer
  • webci
  • 25 yorum var
  • 03 Ocak 2008 14:12

« önceki yazı
Türkiye Ufo Raporu
sonraki yazı »
Yeni doğmuş gezegen

Yorumlar

Saydığınız filmlerin hiçbiri "hadi bilimkurgu yapalım" diye üretilmiş filmler değil ki.

Kavanozdaki Adam hariç, çünkü izlemedim, bilmiyorum.

KAvanozdaki adam filmi bilimsel bir kurguyu beyin naklini konu edinen bir filmdir. Beyin tümoru geçiren bir hastaya yapılan beyin nakli nakledilen kişinin karakterini diğerine taşır.

yalnız kavanozdaki adam bir film değil, dizidir. yanlış bilgi olmasın.

sosyomat'ta şöyle konuşulmuş, iyi bilgiler var.

kavanozdaki adam dizisi bilim kurgu değildir. olsa olsa psikolojik gerilim vs. türünde sayılabilir. beyin nakli sonrası diğerinin düşüncelerini taşımaya başlayan bir adamın değişimini anlatıyordu. isimde beynin; nakil sırasında alınıp, solüsyonlu bir kaba katılmasından dolayı konmuş.

güzel diziydi, sonunuysa bir türlü hatırlayamıyorum.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

sevgili Nevdalist, tüm aksiyon dizinin sonundaydı halbüse...
:)
hatırlayacaksınız, nakledilen cinayete kurban gitmiş birisinin beyniydi ve nakil ertesi ahmet mekin cinayet halüsünasyonları görmeye başlıyordu...
sonunda da, gidip kendisini öldüreni dünyadan kaldırıyordu...

Uzaylı Zekiyenin de aynı yıl yayina başlaması ilginç tabi.

proksima,
katil beyni nakledilen değil miydi? ahmet mekin'de bu yüzden katil gibi davranıyordu.

iyi ki diziyi izlemişim, izlemesem iyice herşey karışacaktı :)

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

:)

şimdi benim de kafam karıştı...ilahi ya...lakin benim hatırladığım cinayete kurban gitmiş, vahşice öldürülen bir adamın beyninin Ahmet Mekin'e geçtiğiydi...

böyle bir olay, beyin transplantasyonu yani, çok ilginç bir şey gerçekten...şahsen beynin insan halet-i ruhiyesinin şekillenmesinde %100 fonksiyonu olmadığını düşünüyorum...
bununla birlikte donör ararken, bedene ait diğer organlardaki doku uyuşması vb. etkenlerin yanında, aranılan özelliklere, duygusal mı, hayalperest mi? neşeli mi? ketum mu vb. tarzı sorguların da eklenmesi olası sanırım...nede olsa böyle bir operasyon ertesinde hasta yeniden sosyal hayata karışacak ve ailesine, eş dostunun yanına döndüğünde bir ömür güleryüzlüyken, ameliyat ertesi her daim somurtkan bir şekilde tüm bir hayatını geçirmesi problemlere yol açacaktır...

bu seferde benden, ilahi proksima:)

şimdi acilen sana beyin lâzım. zaten bulması da zor, ameliyat da zor. olaya bu derece romantik bakmak yerine bulduğun beyine atlarsın bence.

aklıma gelmişken webci verdiğin örnekler türk bilim kurgusu değil. dünyayı kurtaran adamın oğlu zati komedi, absürt, saçma sapan bir filmdi.

imzamı kaybettim, hükümsüzdür

:)
bu bağlamda benim için hava hoş sevgili Nevdalist, ben arkada kalan sevdiklerimi düşünüyorum...böylesi neşeli bir kimse iken, bakalım onlar yeni ketum halime alışabilecekler mi...

yine de, hastanelerde bu iş için ayrılan deneme kabinlerinin bulunmasında sonsuz fayda görmekteyim naçizane...şöyle ki, insanlar gelip 43 numara bir beyin talep ettiklerinde, deneme kabininde 5'er onar dakikalık periyotlarda beyinleri ve sonuçlarını bizzat gözleri ile görüp, çeşit deneme yapabilmeliler...misal, kabine bir adam ve eşi girdi bir beyni alıp, 10 dakika süresince eşini gözlemleyen yenge, süre bitiminde çıkıp doktora, "yok, bu sıkıyor, başka bir tane deniyelim, daha ferah bişey" diyebilmeli..."

hamiş: sağlık böyle ti'ye alınacak bir konu değil, farkındayım..rahatsızlık verdiklerimden samimiyetle özür dilerim...

vallahi herkesin gözden kaçırdığını gördüğüm ve olduça komik ama mantıklıda bulduğum bir yapımımız daha var. rahmetli kemal sunal ile fatma girik'in başrollerini paylaştığı japon işi isimli film bence oldukça başarılıdır.

japon işi
japon işi

bir robotun aşkı ve sevgiyi anlamasıyla "insan nasıl olunur"a değinen bir yapım... film japon bir turiste yardım eden kemal sunal'a gelen bir paketle başlıyor...
bir kaç sahnesini çok iyi hatırlarım; kargo tebligatını alan kemal sunal elinde bir poşet ile kargoyu alacağı depoya gider, "kargom neyse şuna koyda gideyim" der :) kago görevlileri de onu tersler ve kocaman paketi getirirler..
paketi açınca içinden çıkan fatma girik'i( robot) görünce ben öldürmedim diye karakola koşması ve eve gelip robotun kullanma talimatını okuyarak onu kolunda takılı duran saat ile programlayarak hayata geçirmesi.
bir de en son sahne var ki, o en müthiş finallerden birisdir... robot aşk uğruna kendini intihar eder!
bu sahneleri kimini, terminatör 2 ve yapay zeka (AI) filminde de hatırlarım... yer yer I robot eserinde de görülmekte...
bu açıdan japon işi filmi bence türk sinemasının en başarılı yapıtlarından birisidir... bu harika filmin tamamını izlemek için buyrun
acaba ayrı bir bildirimi yapsaydım yahu? :)

hakikaten öyle yapsaymışsın bari ems :) ama böyle de süper olmuş.

esasında şöyle bir çeşni yapmak lazım ;)

:)
sevgili ems, kesinlikle ayrı bir bildiri yapmalısınız...
robotlar konusunda birisi yerli dört filmi listenize katmışsınız bile...

artık bermuda ile ilgili yazınızın ardından bunu da okuruz değil mi ;)

kavanozdaki adam gerçekten başarılıdır, beyin nakli olayının henüz gerçekleşemediğini ve muhtemelen gerçekleşemeyeceğini düşünürsek bilim-kurgu sayılabilir.

ama yukarda bahsi geçenlerden çoook daha önceleri var, süpermen dönüyor - 1979 var, ki kendisi "bana göre" efsanedir. Süpermenin babasının dişleri çürük ve bazıları yoktur, süpermen kamyonu frenine basarak durdurur, süpermen yola çıkarken annesi yolluk hazırlar... muhteşemdir...

\

gerçi ondan da muhteşemi, turist ömer uzay yolunda - 1973 vardır, "kompüter bu haftaki toto sonuçlarını söyle", kapılar açılırken yapılan ses efektleri beynimize kazınmıştır.

\

aslında tuhaf - ve belkide en komik yanı - Star Trek: The Motion Picture - ilk uzay yolu filmi 6 sene kadar sonra 1979 da çekilmiştir.

1973lerde 3 dev adam var, aynı filmde kaptan amerika, santo ve örümcek adam birlikte...

dünyayı kurtaran adam ise, genellikle ilk sanılsada aslında, turist ömer uzay yolunda dan tam 9 sene sonra çekilmiştir. 1982 yapımıdır.

yeri gelmişken 1983 te Badi adındaki türk E.T sini es geçmemek lazım tabii... gerçi fecii dandiktir ama yinede bilimkurgudur.

konuyu görünce aklıma gelenleri ekleyeyim dedim...

apayrı bir yazı olacak kadar detaylı olmuş, ellerine sağlık :)

Gerçekten eline sağlık güzel bir araştırmayı bizimle paylaşmışsınız. Yalnız bana kalırsa Türk filmlerinde fantastik ve komediden uzak bilim-kurgu olarakta kendi has bir konunun yakalandığı film olarak "kavanozdaki adam" filmini gördüm. Ama bizi 70li yılların nostaljisine götürmeniz ne güzel olmuş

paylaşımınız için tşkler ellerine sağlık

biz neymişiz mi desek ne yapsak. onca kurgunun biliminde. :)

zorkedi | 28 Mart 2008 16:46 |  

Kavanozdaki adam harıc diger bilim kurgu gosterilen yapıtların hepsi komedı filmine daha yakın bence zaten kavanozdaki adamda bence tam bir bilim kurgu.Bilim kurgu yaparken biz sadece herkesin gidip pişman olduğu bir yapıt ortaya cıkarıyoruz elimize yüzümüze bulaştırdık bunu. Neymiş dünyayı kurtaran adamın oglu hem emege yazık hemde izleyenın zamanına..

Türk bilim kurgu filmi varmı?Ben göremiyorum.....

buklet, " ve bitmesin...... "

Bilim-kurgu yazınını Türkçe anlatabilecek en iyi deyim belki de Olmazolmaz deme! Olmaz olmaz! sözüdür. Çünkü bilim-kurgu, olabileceklerle, olması olanak içinde olanlarla uğraşır. Bilim-kurgu yazını, Kingsley Amis'in de belirttiği gibi, bilim ve teknik alanda yeni buluşlara ya da varsayımlara, giderek bunların kurgusal yollarla ileri götürülmüş biçimlerine dayanan bir durumu ele alır ve bu durum üzerine kurar öyküsünü, romanını. Söz konusu bilim ve teknik alandaki gelişmeler yeryüzünde daha ortaya çıkmamış olabilir. Gelecekte ortaya çıkması mümkün görülüyorsa sorun yoktur. O da olmadı başka yıldızlarda var olduğu yazarca ortaya atılan bilimsi ya da tekniğimsi verilere göre yaratılmış bir durum da ele alınabilir. Michel Butor Bilim-kurgu, bilimin izin verdiği oranda mümkün olabilecek olanı kullanan bir yazındır, gerçekçilikle sınırlandırılmış bir düşçülüktür. diyor. En iyi tanımı yapıyor belki de böylece. Çünkü bilim-kurgu, aslında çağdaş birtakım gerçeklerden başlayarak, bunları gelecekte ya da başka dünyalarda uzatır ve geliştirir düşsel yöntemlerle. Bu nedenle bilimsel gerçeklerden ya da günümüz gerçeklerinden uzaklaşamaz tam olarak. Bir kaçış yazını değildir bilim-kurgu.
Dördüncü boyutta ya da başka boyutlarda yolculuklar ele alındığında bilim-kurgu öykülerinin kişileri üç boyutlu olan evrenimizden ayrılarak serüvenlerini dört ya da daha çok boyutlu evrenlerde yaşarlar. İlgi çekici başka bir konu ise koşut dünyalar ya da koşut evrenlerdir. Başka yıldızlardan gelen yaratıklarla karşılaşma konusu da Voltaire'in Micromegas'sından bu yana çeşitli yazarlarca işlenmiştir. Başka yıldızlardan gelen yaratıklar, ya insanlara benzerler fa da benzemezler. Ya akıllı yaratıklardır ya da canavar gibidirler. Ya iyidirler ya da kötü. Ama kötü niyetli ve tehlikeli oldukları kanısı yaygındır bu çeşit bilim-kurgu öykülerinde. Bilim-kurgu yazarları, ya ilk kez başka bir yıldızdan gelen yaratıkla karşılaşma konusunu işlerler, ya da çok iyiymiş gibi gözüküp sinsice insanların kuyusunu kazan yaratıklardan söz açarlar. Bakarsınız sevimli gibi gözüken yaratıklar birdenbire canavar kesilirler. Kimi zaman başka yıldızlardan gelen dünya dışı yaratıkların gözünden insanların nasıl göründüğünü anlatan öyküler de vardır.

Türkiye'de Durum

Bilim-kurgu yazını konusunda Türkiye' deki durum pek iç açıcı değildir. Şimdiye kadar yabancı dillerden o da çoğunlukla kötü çevirilerle yetinilmiştir. En çok dikkat gösterilen çevirilerin Jules Verne'in yapıtları olduğunu sanıyorum. Onlar da çocuk kitapları olarak değerlendirilmiştir. Bir ara Çağlayan Yayınları ucuz cep kitapları arasında on kadar önemli bilim-kurgu çevirisi yayımlamıştır. Ancak ne yazık ki hangi yazarlardan çevrildiğini belirtmek gereği bile duyulmamıştır. Bu çeviriler içinde Asimov Van Vogt gibi önemli bilim-kurgu yazarlarının yapıtları da bulunmaktadır. Son zamanlarda Okat Yayınevi, bir Uzay Serisi yayımlamıştır. İçinde Ray Bradbury'nin Fahrenheit Asimov'un Çelik Mağaralar'ı ve Kan Damarlarında Yokculuk'u, Pierre Boulle'un Maymunlar Gezegeni de bulunmaktadır.

Türk bilim-kurgu yazarının ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Ama herhalde bilim ve teknik gelişmeye bağlı olsa gerek. Umalım bu da yakındır.

kpss madurua

üye olunpillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Bu Site

Bu site hep beraber içerik üretip, gelirini paylaştığımız pillinetwork'ün bir parçasıdır.

Son Yorumlar

coktutulan

RSS & Pillikutu